Merzifon Gençlik Muhalefeti

DEMOKRATİK LİSE MÜCADELESİNDE GENÇ DÜŞ'TEN LİSELİ GENÇLİK MUHALEFETİ'NE
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 KANAYAN YARA: KAYIPLAR

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Destan

avatar

Mesaj Sayısı : 175
Kayıt tarihi : 11/04/08
Yaş : 27

MesajKonu: KANAYAN YARA: KAYIPLAR   4th Mart 2009, 21:03

Kürt aileleri, çalınan hayatlarının, parçalanan ailelerinin, yarıda kalan sevinçlerin yarasıyla yaşıyor. Binlerce insanın gözaltında kaybedildiği, doğup büyüdükleri köylerin boşaltılıp yakıldığı, koruyucu olmak istemedikleri için zorla göç ettirildikleri bir yaşam öyküsü onlarınki. Böyle bir coğrafyada kimisinin kardeşi, kimisinin eşi, kimisinin babası, kimisinin de çocuğu ansızın sokaktan, evden, çalıştıkları yerden alınıp izleri kaybettirildi. 19 yıldır Emniyet Müdürlüğü'nden, Cumhuriyet Savcıları'na kadar yakınlarının akıbetinin peşinde çaldıkları her kapıdan red yanıtlarıyla karşılanan aileler, nihayet Türkiye'deki son gelişmelerden ötürü biraz olsun umutlandı. Aileler, ölü ya da diri yakınlarının izinin peşinde. Alpsoy, Taşkaya, Doğan, Şahin, Eren aileleri yakınları kaybolan binlerce aileden sadece birkaçı. Onlar bu kâbusun son bulmasını istiyor.

***
KASIM ALPSOY (1964-1994)–KAYIP
‘Örgüt üyesi diye aldılar'
MİT Adana Başkanlığı'na gittiğinden beri bir daha haber alınamayan Kasım Alpsoy'un oğlu Mehmet Alpsoy 1994'ten beri babasının izini sürüyor. Babasının 1964'te Mardin Midyat'ta doğduğunu anlatan Alpsoy, 1980'de baskıların yoğunlaştığı bir dönemde yaşadıkları Yeşilöz köyünün yarısının koruculaştırıldığını belirtiyor. Babası ve amcalarının korucu teklifini reddettikleri için göçe zorlandığını söyleyen Alpsoy, ‘'Bu yüzden ailece İstanbul'a göçmek zorunda kaldık. 1 yaşındaydım. İstanbul Küçükçekmece'ye taşındık. Babam o dönemde deri fabrikasında ustabaşıydı.
Polis, 1990'da fabrikayı bir örgüt üyesi bulunduğu iddiasıyla bastı ve babamı aldılar'' diye anlatıyor.
Babasının Gayrettepe Terör ile Mücadele Şubesi'ne götürüldüğünü belirten Alpsoy, babasının olayla bir alakası olmadığı halde şubede 15 gün işkencelerden geçirilerek tutulduğunu söyledi.

‘İŞKENCEDEN BİTMİŞTİ'
Gözaltına alındığından 15 gün sonra babasının eve, işkenceden bitik halde döndüğünü belirten Alpsoy şöyle anlattı: "O kadar elektrik vermişlerdi ki kaslarını bir ay kadar toparlayamadı. Sivil polisler evimizi haftada 3 kere basıyordu,anneme ve 4 kardeşime sürekli tehdit savuruyorlardı. Sonra da kendisi hakkında savcının yine bir yakalama emri çıkarttığını duyan babam, suçsuz olduğu halde gördüğü işkenceleri tekrar yaşamamak için önce Adana'ya gidip bir ev tutup iş buldu, sonradan da bizleri yanına aldı."
Alpsoy, Adana'da kaldıkları 3 yıl boyunca babasının, amcaoğlu Halil Alpsoy dışında kimsenin nerede oturduğunu bilmediğini belirtti. Babasının Adana'da gözaltına alınmadan bir hafta önce, evin yerini tek bilen amcaoğlu Halil Alpsoy'un İstanbul'daki evinin önünden Toros marka beyaz bir araçla kaçırıldığına dikkat çeken Alpsoy, "Bir hafta sonra sabah saat altıda üzerlerinde asker yakaları olan 5 sivil araba dolusu sivil polis evimizi ansızın bastı. Dünmüş gibi hatırlıyorum, çok kalabalıktılar. Ellerinde uzun namlulu silahlar vardı ve birden babamın üzerine çullandılar. Evi altüst ettiler, anneme hakaret, ağır küfürler yönelttiler. Babamı Milli İstihbarat'a götürdüklerini sonradan öğrendim" dedi.

‘KİMLİĞİNİ ALMAYA GİTTİ...'
Bir gün sonra babasının yeniden eve bitkin biçimde döndüğünü belirten Alpsoy, "Ona ‘ne oldu' diye sorduğumda, kendisine işkence edenlerin onu Filistin askısında bırakıp gittiklerini anlattı. Sonradan kendisini askıda gören rütbeli bir askerin, kendisini askıdan indirip serbest bıraktığını söyledi.
Alpsoy, "Babam onlara kimliğini sorduğunda ‘yarın gel alırsın' dediklerini anlattı" diye konuştu. Ertesi gün babasının bacanağıyla kimliğini geri almak üzere Milli İstihbarat'a döndüğünü dile getiren Alpsoy, babasını içeri alan rütbelilerin, babasının bacanağını dışarıda bıraktığını anlattı.
Bacanağının 6 saat kadar dışarıda babasını beklediğine dikkat çeken Alpsoy, "Oradaki nöbetçi asker bacanağa ‘Sen git eve o sonradan gelir' deyip yolluyor ama o günden sonra babamı bir daha göremedik. Adana Savcılığı'na annemle gittik, orada savcıya verdiğimiz dilekçeyi yüzümüze fırlatarak bize ‘Yok öyle biri, o dağa çıkmıştır' diye bizi oradan kovdu" diye anlattı.
Babası kaybolduktan sonra kaçırılan amcaoğlu Halil Alpsoy'un elleri arkadan bağlanmış, kafasına kurşun sıkılmış bir biçimde Ankara'da ölü bulunduğunu belirten Alpsoy, "Ölü ya da diri biz sadece babamı bulmak istiyoruz. Onun da bir mezarı olsun istiyoruz" dedi.

***
HÜSEYİN TAŞKAYA (1951-1993)–KAYIP
16 yıl önce askerler götürdü!

1951'de Şanlıurfa Siverek'te doğan Hüseyin Taşkaya, çevresi tarafından çok sevilen, demokratik bir kişiydi. Kardeşiyle birlikte inşaat işleriyle uğraşan Taşkaya, çevresindeki tüm yoksullara yardım ve iş olanağı sağlayan biri olarak tanınırdı. 6 Aralık 1993'te askerler ve korucular kapısını çalıp onu Merkez Komutanlığı'na götürdüklerinde 40 yaşındaydı. Aradan geçen 16 yıla rağmen izi hâlâ bulunamadı. Abisinin kapısını çalmadan önce aralarında Susurluk kazasında yer alan Bucak aşiretinin de yer aldığı 50 kadar asker, polis ve korucunun kendisini gözaltına almaya evine geldiğini anlatan Ramazan Taşkaya, "Eşim evde olmadığımı söyleyerek hayatımı kurtardı ama bu sefer abimi aldılar" dedi.

BUCAK AŞİRETİ'NDEN GÖÇ BASKISI
1993 yılında Mardin Siverek köyünün OHAL'den beter alana dönüştürüldüğünü anlatan Taşkaya, Bucak aşiretinin göç etmeleri için ailesini defarlarca tehdit edip baskı uyguladığını belirterek, "Ne yaptıysalar, ben ve abim boyun eğmedik, topraklarımızı terk etmedik'' diye konuştu. O yıllarda köyde işveren pozisyonunda olduklarını anlatan Taşkaya, işsiz olan herkese iş olanağı verdiklerini söyledi. Abisi Hüseyin'in, Bucak aşiretiyle defalarca tartıştığını belirten Taşkaya, "Abim onlarla zıt fikirliydi, baktılar abim onların söylediklerini kesinlikle yapmayacak bu defa bizi sindirmek amaçlı ailece oturduğumuz evi korucular birkaç defa gece gündüz demeden kurşunladı. O zaman evde abimin 4 çocuğu vardı ve çok korkuyorlardı. Baktı ki olacak gibi değil, bu sefer de çocukları hedef alıyorlardı. O da çoluk çocuğu alıp İstanbul'a göç etti'' diye anlattı. Ailesini Sultançifliği'ne yerleştirdikten sonra abisinin iş gereği Siverek'e geri döndüğünü gözleri dalarak aktaran Taşkaya, "Abimin gelişinin ertesi günü hiç unutmam Merkez Komutanlığı'na bağlı Üsteğmen Ahmet Şentürk yönetimindeki aralarında Ahmet Bucak'ın korucu olarak da yer aldığı 50 kadar polis, korucu ve asker bölgeye bir operasyon düzenledi. İlk önce örgüt üyesi iddiasıyla amcamın kızı Hatun Taşkaya'yı alıp ağır işkenceler yaptıktan sonra benim eve geldiler. İnşaattan düştüğüm için ayağım kırılmıştı ve olacaklardan habersiz evde oturuyordum. 20 kadar araç evin önüne geldiğinde benim hanım bahçedeydi ve ona beni sordular. Hanım doktora gittiğimi söyleyerek hayatımı kurtardı" diye konuştu.

‘KOLUNU DİPÇİKLE KIRDILAR'
Abisinin amcasının oğlunun evine gittiğini öğrenen ekibin ardından evine baskın düzenlediğini anlatan Taşkaya, "Daha önceden amcamın oğlunun evini bilen korucular İsmet Özerkanoğlu, Şeyh Fatoşey Osman'ın yer aldığı baskında evin her tarafını darmadağın edip abimi almak istemiş. Onları engellemeye çalışan baldıza Bucak aşireti mensupları dipçikle vurup kolunu kırmış. Çoluk çocuk demeden evdeki herkesi darp edip abimi alıp götürmüşler.
Bu olay olduğunda saat öğlen 2'ydi ve tüm sokaklara dökülen tüm Siverek köyü halkı olaya şahit oldu'' dedi. Asker, polis, korucular tarafından o gün yapılan operasyonda 25 kişinin alındığını dile getiren Taşkaya, gözaltına alınan 23 kişinin serbest bırakıldığını, geride kalan abisi ve Ahmet Kalpar adlı kişinin kayıplara karıştığına dikkat çekti.
Serbest kalan kişilerin anlattıklarına göre abisinin alınan herkesle birlikte ilk önce Siverek Emniyeti'ne götürüldüğünü anlatan Taşkaya, "Sonradan abimi ve Ahmet isimli kişiyi 25 kişiden ayırarak Jandarma merkezine götürüyorlar.'' diyor.

SEDAT BUCAK: 6 AY SONRA DÖNER!
Abisinin izini bulmak için Emniyet'ten, savcılığa hatta İçişleri Bakanı'na kadar başvurmadıkları yer kalmadığını vurgulayan Taşkaya, "Ne zaman abimi sormaya gittiysek dalga geçer gibi bize her seferinde ‘Hüseyin dağa çıktı' dediler. Bir seferinde Siverek Emniyeti'ne gittiğimizde dönemin Emniyet Müdürü Kemal bize açıkça, ‘Onu Sedat'a sorun, bizim işimiz değil' diye cevap verdi. Sonradan bir aracı bulup Sedat Bucak ile de görüştük bize, ‘Merak etmeyin 6 ay sonra döner' dedi, ama değil 6 ay, abim 16 yıldır geri dönmedi" dedi. Bu sistemde kendilerine çektirilen acıları çok iyi bildiklerini gözleri yaşlı söyleyen Taşkaya, operasyonlara katılan İsmet Özerkanoğlu'nun hâlâ Siverek köyünde olduğunu ve her şeyi bildiğine dikkat çekti.

***

HAYRETTİN EREN (1954-1980)-KAYIP.
İlk kaybedilen Hayrettin Eren

1980'deki ilk gözaltında ilk kaybedilenin abisi Hayrettin Eren olduğunu belirten Gazeteci Faruk Eren, 1990 kayıp zincirinin 12 Eylül darbesiyle başladığına dikkat çekiyor.
Abisi Hayrettin Eren'in İstanbul'da doğuduğunu, çocuklularını Hasköy semtinde geçirdiklerini belirten Faruk Eren, "Abim 1979'dan beri ‘Devrimci Sol' üyesi olduğu için aranıyordu. Hasköy'deki evimiz haftada iki gün polis tarafından basılıyordu. Evimiz darmadağın edilip durmadan annem taciz ediliyordu. O zamanlar 16 yaşındaydım, bir gün yine bizim eve baskına gelen polis ve askerler, engel olmaya çalışan babamı gözümün önünde darp etti. O zaman bir şeyler yapamamanın etkisiyle çok öfkelenmiştim'' diyor. Zaman zaman pencereden dışarıya dalarak geçmişi anlatan Eren, "Abim o dönem arandığı için eve gelmiyordu. Biz de taciz ve baskılardan bıktık ve Temmuz 1980'de Avcılar'a taşındık" diyor.

‘KAYIT DEFTERİNİ YIRTTILAR'
Avcılar'da oturdukları evi kimse bilmediğinden abisinin zaman zaman rahatça eve uğradığını dile getiren Eren olayı şöyle anlatıyor: ‘'12 Eylül darbesi sonrası da eve geliyordu. Kasım sonuna doğru abim gelmez oldu, tutuklandığını düşündük. Sonradan öğrendik ki Saraçhane'de bir arkadaşıyla buluştuğu bir anda polis pusu kurarak abimi oradan alıp Karagümrük Karakolu'na götürmüş. Annem ve ablam haberi alır almaz karakola gidip, abimi oradaki polislere sormuş. Orada bulunan gözaltı kayıt defterinde abimin ismi gözüktüğünden polisler anneme ‘'Oğlunu Gayrettepe Siyasi Şube'ye götürdüler'' demişler. Annem Gayrettepe'ye gittiğinde oradaki polisler böyle birinin şubeye getirilmediğini söylemiş. Şaşkına uğrayan annem ve ablam tekrar Karagümrük Karakolu'na dönmüş ama bu sefer de abimin ismi olan gözaltı kayıt defterindeki sayfanın yırtılmış olduğunu fark etmiş.''

ARABA BURADA, OĞLUM NEREDE?
Annesinin tekrar Gayrettepe'ye gittiğinde şubenin bahçesinde abisinin arabasını gördüğüne dikkat çeken Eren, ‘'Anneme, ısrarla abimin şubede olmadığını söylüyorlar ama arabayı gören annem, ‘arabamız burada oğlum da burada' diye haykırmasına rağmen annemi apar topar döverek şubeden dışarıya atıyorlar. O sıralar ben de arandığım için anneme ulaşamıyordum bu olanları sonradan öğrendim'' diyor.
O dönemde gözaltı sınırının 45 gün olduğuna dikkat çeken Eren şöyle devam ediyor: "45 gün sonra gelir diye bekledik, ama bir daha haber alamadık. Onunla tutuklananlar cezaevindeydi, ama abim ortada yoktu. Cezaevindeki arkadaşlarıyla konuştuk, onlar bize, abimin gözaltında çok ağır işkencelerden geçirildiğini, konuşmadığını sadece slogan attığını söylediler. Önce diğerleriyle aynı hücrede tutulan abimi, sonra onlardan ayırmışlar."

29 YILDIR TEK BİR İZ YOK
Birçok merciye başvurmalarına rağmen bir yanıt alamadıklarını, tek yanıtın o da yıllar sonra öyle bir insanın gözaltına alınmadığına dair Milli Güvenlik Konseyi'nden geldiğini belirten Eren şöyle anlatıyor: "Cezaevindeki arkadaşları abisi için savcılığa defalarca suç duyurusu yaptı. Cunta koşullarında bunlar dikkate alınmadı. Sonradan aynı davadan beni de aldılar ve 45 gün boyunca gözaltında işkencelerden geçirildim ve cezaevine alındım. Abim ile yakalanan arkadaşları Dev-Sol ana davasından yargılanırken, abimin ismini bile ana davaya korkudan koymamışlar. Sanki böyle bir insan hiç gözaltına alınmamış gibi. Recep Sözen isimli savcıya bu konuda defalarca suç duyurusunda bulunduk ama dikkate bile almadı. 3 yıl cezaevinde kalıp çıktıktan sonra aralarında Mehmet Ağar'ın da bulunduğu dönemin Emniyet görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundum, ama yine sonuç alamadım."
Annesinin, Cumartesi Anneleri'ne katıldığını, aradan geçen 29 yıla rağmen oğlunun yolunu gözlediğini de sözlerine ekledi.

***
SEYHAN DOĞAN: (1982-1995)-KAYIP
12 yaşında karanlıklara karıştı
Asker ve korucular Seyhan Doğan'ı ansızın götürdüklerinde henüz 12 yaşındaydı. Çocuk saflığı içinde tanıştı Güneydoğu gerçeğiyle, işkencelerle. Başından geleceklerden habersiz, OHAL'ın getirdiği zor koşullar altında kardeşinin elini tutup okula gidiyordu. Belki futbolcu, belki öğretmen olmak süslüyordu çocuk hayalerini. Ama o da binlercesi gibi bir gece vakti bilinmez karanlık güçler tarafından kaybedildi. Kardeşinin 12 yaşındaki halini gözlerinin önünden atamayan abi Kadri Doğan, kardeşinin izini yıllardır inatla sürüyor; ‘ya ölmediyse' diye.

‘ŞAKAĞINA SİLAH DAYADILAR'
Kardeşi Seyhan Doğan'ın Mardin Dargeçit Ulaş köyünde doğuduğunu anlatan Kadri Doğan, ailesinin hayvancılık yaptığından köyde büyüdüklerini dile getiriyor. Biri kız 4 kardeşten en büyüğü olan Doğan, Güneydoğu'nun en sıcak yıllarında, 1993'te Ulaş köyünün yakıldığını ve bu yüzden ailesinin Mardin Dargeçit'e göç ettiğini, askerdeyken öğreniyor. 29 Ekim 1995'te gece sabaha karşı saat 3:00 civarında askerlerin ve korucuların ailesinin yaşadığı evin etrafını çevrelediğini annesi söylüyor. Doğan, ‘'Gelip kapıyı çalmışlar. Annem kalkıp onlara kim olduklarını sorduğunda, ‘Biz askeriz aç kapıyı' yanıtını alıp kapıyı açar açmaz hemen içeri dalmışlar. Ne oldu diye gürültüye uyanan babam ışığı açmak istediğinde, askerler babamın üzerine çullanarak kafasına silahı dayayıp ‘Otur yerine' diye uyarmışlar'' diye aktarıyor olayı.

‘ONLAR HENÜZ 12 ve 9 YAŞTAYDI'
Başkalarının tanık olmaması için ışıkların yakılmasına engel olduklarını belirten Doğan, kaybolan kardeşi Seyhan (12) ve en küçükleri olan Hazni'yi ( 9) kız kardeşinin ve anne babasının haykırışlarına rağmen yataktan kaldırıp götürdüklerini anlatıyor. O dönem İstanbul'da çalıştığını aktaran Doğan, annesinin olayın ertesi gününde Dargeçit Alay Komutanlığı'na gittiğini belirtiyor ve şöyle konuşuyor: ‘'Orada komutanlar anneme ‘Biz onları bıraktık sen git eve onlar gelir' diyerek geri yollamış. En küçük kardeş Hazni birkaç gün sonra eve geldi. Annem onun yalnız geldiğini görünce hemen Seyhan'ı sormuş, Hazni ‘'Bilmiyorum, bizi oda gibi bir yerde gözlerimizi kapattıktan sonra kollarımızdan astılar ve saatlerce öyle kaldık. Seyhan'ın bağırma seslerini duyuyordum fakat gözlerim bağlı olduğu için ne olduğunu anlamadım' demiş'' anneme.

‘ARKADAŞININ BABASI BIRAKTI'
Annesinin Hazni'ye nasıl bırakıldığını sorduğunu belirten Doğan,''Hazni, aynı sınıfta olan bir arkadaşının asker olan babasının kendisini asılı görüp tanıdığını ama diğer kardeşini orada görmediğini' söylüyor. Annesinin küçük kardeşinin geri alınmasından korktuğu için Hazni'yi İstanbul'a yanına yolladığını anlatan Doğan, annesinin Med TV'ye çıkıp Seyhan için canlı yayında konuştuğu için onun da gecenin bir vaktinde askerler tarafından alınıp 11 gün işkenceden geçirildikten sonra gözleri bağlı Mardin'in merkezinde bırakıldığını belirtiyor. Annesinin defalarca Dargeçit Savcılığı'na gittiğini vurgulayan Doğan, ‘'Savcı her seferinde anneme bıraktıklarını söylüyor. Peki bıraktılarsa bu çocuk 14 yıldır nerede?'' diyor. Doğan, annesinin, oğlunun hasretinden hastalanıp öldüğünü de sözlerine ekliyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KANAYAN YARA: KAYIPLAR
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Merzifon Gençlik Muhalefeti :: Köşe yazıları-
Buraya geçin: