Merzifon Gençlik Muhalefeti

DEMOKRATİK LİSE MÜCADELESİNDE GENÇ DÜŞ'TEN LİSELİ GENÇLİK MUHALEFETİ'NE
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Geleceğimizi İstiyoruz 6 Kasım Bülteni

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Destan

avatar

Mesaj Sayısı : 175
Kayıt tarihi : 11/04/08
Yaş : 27

MesajKonu: Geleceğimizi İstiyoruz 6 Kasım Bülteni   7th Şubat 2009, 21:47

AKP KARANLIGINA KARSI
SIMDI DAHA GUR
DAHA GUCLU
VE BIRLIKTE HAYKIRALIM
ISYAN DEVRIM OZGURLUK
Kapitalizm krizde, yeni dünya düzeni çökerken ülkemizde AKP eliyle bir uçuruma doğru sürükleniyor.
Dünyanın en zenginleri krizin faturasını emekçilere çıkararak, kamu kaynaklarıyla krizden
çıkmaya çalışırken, ülkemizde de emekçileri işsizlik, daha çok yoksulluk ve zulüm bekliyor. AKP, koyu
muhafazakarlık ve faşizan bir baskı altında tüm muhalefeti susturmaya çalışıyor. Cemaat ve tarikatlarla
dinci gericilik toplumun en küçük hücrelerine kadar yayılırken, emperyalizmin ‘ılımlı islam’ modeli
çerçevesinde neo-liberal ve muhafazakar bir düzen inşa ediliyor. Kürt sorunu çözümsüzlüğünü korurken
bir arada yaşam olanaklarını giderek ortadan kalkarak bir iç savaşın zeminlerini oluşturacak
derecede toplumsal alanda bir karşıtlık gelişiyor.
Ülkemizin, emekçilerin, yoksulların ve gençlerin geleceği bu düzene karşı çıkmakta, AKP’ye ve düzene
karşı direnişi örgütlemekten geçmektedir.
Böylesine kritik bir eşikten geçerken tüm muhalefet güçlerinin ortak ve birlikte tutumu etrafında, emekçilerin
ve yoksulların haklarından yana özgür ve demokratik bir ülke için birlikte mücadele etmesi
tarihsel bir önemdedir. Bu anlamda düzenin üniversiteler üzerindeki gölgesi YÖK’e karşı çıkmak, AKP
eliyle örülen gerici/liberal yapılanmaya ve 12 Eylül’ün uzantısı baskıcı/otoriter düzene karşı çıkmak
demektir. Şimdi bu anlayışla, ülkemizin, emekçilerin, yoksulların ve gençlerin geleceği için bir umut
ışığı oluşturacak, kitlesel ve güçlü bir 6 Kasım için bir araya gelme, omuz omuza vererek, gençliğin
isyan, devrim ve özgürlük sesini sokaklarda yeniden var etme zamanıdır!


KÜRESEL KAPİTALİZM KRİZDE; BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN

İşte böylesi bir süreçte küresel kapitalizm kendi krizini yaratıyor. On yıllardır tekrar
edilen yeni liberalizm teraneleri, devlet bize yardım etsin yakarmalarına dönmüş durumda.
Kapitalist küreselleşme sürecinin sonunu işaret eden bu krizle birlikte, kapitalizmin
geleceği de tartışmalı hale geliyor. Neo-liberalizmi tartışılmaz, geri döndürülemez,
kaçınılmaz bir süreç olarak gösterenler dahi, neo-liberalizme karşı alternatif
arayışlarına giriyor. Krizin sonrasında yoksulluğun ve işsizliğin artacağını tahmin
etmek bir kehanet değil. Önümüzdeki dönem tüm dünyada krizin derinleşerek devam
edeceği, bunun sonucu olarak da yoksulluğun, işsizliğin büyüyeceği bir dönem
olacak. Özellikle Türkiye gibi kendi kaynaklarını kullanamayan, emperyalizme
bağımlı ülkeler bu krizden daha da fazla etkilenecek. Çünkü ülkenin tüm kaynakları
uluslararası sermayeye peşkeş çekilmiş ve bugün iflasın eşiğinde krizin göbeğinde
duran uluslararası sermayeye teslim edilmiş durumdadır.

Yeni Düzenin Mimarı AKP


Türkiye’nin bugün batma noktasına gelmiş küresel kapitalizme eklenme sürecinin
son yıllardaki mimarı AKP iktidarıdır. AKP iktidarının ülkeyi sermayeye pazarlayan,
yoksulları daha da yoksullaştıran politikaları siyasal üst yapıda İslami gericileşme
dalgası ile paralel yürümektedir. Sosyal devlet tahrip edilirken cemaat ağları, sadaka
dernekleri ülkeyi sarmıştır. Yurttaş olmanın gereği olan sosyal haklar, yerini biat kültürüne,
el pençe divan durmaya bırakıyor. AKP’nin sosyal devletin yerine koyduğu
bu sadaka sistemi bugün gerçek yüzünü göstermiştir. Deniz Fenerli hırsızlar, yoksullar
için topladıkları paralarla han, hamam sefası sürmekteler. İktidarın haydutları
tarafından korunan bu hırsızlar yeni düzenin yeni uyanıkları olarak semirmeye devam
ediyor.
ABD’nin Ortadoğu’da “Amerikan Karşıtı” İslami örgütlenmelere karşı yaratmak
istediği dikensiz gül bahçesi projesinde başrolü Türkiye oynamaktadır. ABD’ye
ve kapitalizmin kurallarına göbekten bağlı bir İslami iktidar Ortadoğu’da örnek
oluşturacaktır. Bu proje dahilinde liberalizmle el ele giden muhafazakarlaşma dalgası
ülkeyi sarmış durumda.
Alttakine din iman, üsttekine han hamam siyaseti pervasızca ilerliyor. Her türlü akıl
ve bilim dışı hurafe ders kitaplarına giriyor, Adnan Hocacılar liselerde seminer veriyor,
gündelik yaşam dinsel kurallara göre yeninden düzenleniyor. Bu gericileşme
dalgasına karşı tek adres gibi gösterilen CHP-Ordu cenahı ise laikliği cumhuriyet
balolarında dans etmeye, viski bardaklarıyla ilericilik taslamaya indirgiyor.

Darbe- Demokrasi İkilemi Sahtedir


Ülkede darbe-demokrasi ikilemi yaratılarak neoliberal değişim sürecinin üstü örtülüyor.
Sistemin yeni düzene uyum sağlayamayan eski kalıntılarının tasfiye operasyonu,
derin devlete, darbecilere karşı demokrasi zaferi gibi gösteriliyor. Halbuki
darbecilikle mücadele 12 Eylül sistemi ile mücadeledir. Gericileşme, neoliberal politikalar,
ABD-AB-Dünya Bankası-IMF güdümünde bir Türkiye 12 Eylül düzeninin
bir sonucudur. Bu düzenle hesaplaşmadan darbecilikle hesaplaşılamaz.
Ergenekon operasyonu adı altında, derin devlet hiyerarşisi dışına çıkmış güçler tasfiye
ediliyor. Bu çeteye karşı yapılan operasyon, siyasi iktidar tarafından kendisine karşı
gözüken herkese karşı bir sindirme ve korkutma aracı haline getirildi. Türkiye’de
darbeci güçlerin, kontrgerillanın emperyalist güçlerden bağımsız hareket etmediğini
biraz yakın tarihten anlayan herkes bilir. Gerçek derin devlet güçlerine dokunamayacak
bir operasyonun arkasından demokrasi beklemek en hafif tabiriyle saflık olur.

Savaş Kışkırtıcılığı na Karşı Barış Barikatı Kuralım


Tüm bu süreçte Kürt sorunu da içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Sorunu bölgeyi
“yeşil kuşağa” alarak çözmeye çalışan gerici iktidar, yine sorunu askeri yöntemlerle
çözmeye çalışan faşist zihniyet ülkeyi kaosa sürüklemeye devam ediyor. Tüm

bunların arasında patlayan bombalar, kaldırılan cenazeler, bir
arada yaşam zeminlerini tahrip etmekten başka sonuç vermiyor.
Geçirilen tezkere ve OHAL benzeri uygulamalar savaştan
siyasi rant sağlayan faşist partilerce savunuluyor ancak bu
uygulamaların sadece sorunu derinleştireceği, daha fazla kan ve
göz yaşı getireceği açıktır.
Kürt sorunu artık çözülmelidir. Bir tek kardeşimizin daha ölmesine
tahammülümüz yoktur. Bu ülkeyi giderek bir iç çatışma
sürecine sürükleyen bu çözümsüzlüğe karşı, bulunduğumuz bütün
alanlarda bir arada yaşamdan ve barıştan yana ses çıkararak,
farklılıklarımızla bir araya gelerek, bu sürece karşı kardeşlik
barikatını kuracağız.

Bu Oyunu Birlikte Bozalım


Görülen o ki bugüne kadar Türkiye’yi yönetenler büyük bir
bunalım, çözümsüzlük ve alacakaranlık dışında hiçbir şey
yaratamamıştır. Egemenler arası kavga ve kriz derinleşirken
emekçiler, ilericiler, gerçek yurtseverler bu oyunun dışında
kalmıştır. Halbuki bu ülkenin geleceği özgürlükçü ve eşitlikçi
bir düzenin yaratılmasına bağlıdır. Darbe çığırtkanlarına da eli
kanlı çetelere de gerici, piyasacı iktidarlara da verilecek en iyi
cevap, özgür ve demokratik bir Türkiye şiarını yükseltmekten
geçer. Savaşlara, yoksulluğa, yolsuzluğa karşı, küresel kapitalizmin
taşıyıcısı AKP’ye karşı barikatı güçlendirmek zorundayız.
Okullarımızı, mahallelerimizi bağnaz, ABD işbirlikçisi, sermaye
yanlısı AKP’den kurtarmalıyız.
Bu ülkenin ilerici, özgürlükçü, demokrat gençleri seslerini yükselttikçe,
emekten yana bir dünya kurma özlemi ile bu oyuna
taş koydukça, bu ülke nefes alacaktır. Böylesi bir inisiyatif ancak
emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin vicdanı ve sesi olmayı
başaranlar tarafından alınabilecektir. O yüzden tam da şimdi
harekete geçme zamanıdır. Küresel kapitalizmin yılmaz neferi,
gerici AKP’nin karanlığına karşı, özgür ve demokratik bir
Türkiye’yi kurmak için… İleri!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destan

avatar

Mesaj Sayısı : 175
Kayıt tarihi : 11/04/08
Yaş : 27

MesajKonu: Geri: Geleceğimizi İstiyoruz 6 Kasım Bülteni   7th Şubat 2009, 21:47

2547 mi dediniz?


Tek başına herhangi bir anlam ifade etmese de hayatımızı kabusa çevirmeye
yeminli bir sayı var: 2547... Sayı dediğimize bakmayın, memlekette
her şey/herkes “numaralandırıldığından” meseleye başlıktan girelim
istedik... 1981 yılında çıkan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’ndan
söz ediyoruz.
12 Eylül faşist darbesinin imalatı olan bu kanun; yükseköğretimin
merkezi bir kurul tarafından kontrol edilmesini, darbenin toplumun
bütün alanlarına nüfuz etmesini, bu kapsamda üniversite gençliğinin
düzenin uysal çocukları olarak hizaya getirilmesini amaçlayan bir formül
olarak ortaya çıkıyor.
Kanunun öngördüğü YÖK adlı kurul bizi bir yandan “düzene sokarken”,
bir yandan da üniversiteleri sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda
şekillendirmeyi amaçlıyor.
Toplum için bilgi üretmekle yükümlü üniversiteler, bilimsel üretimin
pazarlandığı, eğitim hakkının satılığa çıkarıldığı ticarethaneler haline
geliyor. YÖK marifetiyle devreye sokulan plan tıkır tıkır işliyor: önce
har(a)çlarla öğrenci soyup soğana çevriliyor, ardından verilen öğrenim
kredileri faiziyle geri alınıyor. Özelleştirmeler eliyle ulaşım, barınma,
beslenme sorunları çözülemez hale gelirken, öğrenciler bir bunalımdan
diğerine sürüklenip duruyor. E öğrenci de haliyle soruyor:

“Devlet neden bana kazık atıyor?!”


Yaşanan rahatsızlığın dile geldiği yukarıdaki türden cümleler kurulunca
YÖK’ün ceberrut yüzüyle tanışıyoruz. Harcını ödeyemeyen öğrenci
okulun kapısından içeri adım atamazken, ses çıkaranlara soruşturmalar
yağıyor. Soruşturma caydırıcı olmadığında öğrencinin okuldan atılması
en kesin “çözüm” olarak uygulamaya sokuluyor. İdare, polis ve özel
güvenlik adeta bir kutsal ittifak kurarak üzerimize yürüyor. Kameralar,
turnikeler her yerde; sanki birileri bizi gözetliyor! Bunlar da yetmediğinde
eli satırlı mafya artıkları “vatan, millet” naralarıyla okulları terörize ediyor.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırları, bilime, demokrasiye göre
değil kolluk kuvvetlerinin insafına göre tayin ediliyor. Bu haliyle üniversitenin
kışladan, öğrencinin müşteriden bir farkı kalmıyor.

Peki ama neden?


Yüksek Öğretim Kanunu “1960-80 arasında ortaya çıkan siyasi, sosyal
ve ekonomik sorunlar, yükseköğretimdeki kötüye gidişi daha da
artırmıştır” (YÖK bu gidişatı düzeltecek) diyor. Kanunun ve YÖK’ün
zırvalarının aksine; 60-80 arası anti-emperyalizmin, kapitalist sömürüye
karşı mücadelenin üniversitelerden diğer alanlara yayıldığı,
toplumsal muhalefetin bütünlüklü bir şekilde yükseldiği bir dönemdir.
YÖK söyledikleriyle kendini ele veriyor: ‘’kötüye gidiş’’ derken aslında
üniversitenin gerçek sahiplerinin üniversitede söz hakkı istemesini; eşit,
parasız, bilimsel bir eğitim talebinin; özerk, demokratik bir üniversite
özleminin; ilerici, aydın, bağımsız bir ülke isyanının üniversitelerden
yükseliyor oluşunu kastediyor.
Belli ki Amerikancı generaller kanlı darbeyi tezgahlarken üniversiteleri
kendi haline bırakmamak gerektiğini iyi hesaplamışlar. “Netekim” el
altından kurulan YÖK, 28 yıldır başımıza çorap örmeye devam ediyor.
Suskun ve kendine güvenmeyen bir gençliğin yaratılması bu talan
düzeninin sürekliliği için en önemli basamağı oluşturuyor. Bu nedenle
bugün darbenin bir başka mamulü olarak palazlanan AKP, tüm alanlarda
sürdürdüğü pervasız saldırılarını gençliğe karşı yoğunlaştırıyor.
Ayağında postal başında takkeyle YÖK, AKP’nin gerici, piyasacı
politikalarını üniversiteye dayatan bir araç olarak kurgulanıyor. AKP’nin
bakanları çıkıp ‘’parası olan okusun’’ diyecek kadar küstahlaşırken,
bir rektör çıkıp öğrencilere ‘’dolarcıklarım’’ diye hitap edebiliyor. Ne
de olsa bakan da rektör de aynı anlayışın “atama”sıyla göreve geliyor.
Bütün bunlar olup biterken geniş gençlik kesimleri gelecek kaygısının
yarattığı cendere ortamı içinde hem kendine hem de içinde yaşadığı
topluma yabancılaşıyor, yalnızlaşıyor.

Buna mahkum değiliz!


YÖK’ün kuruluş tarihi olan 6 Kasım bu anlamıyla bizler için bir
kırılma noktasıdır. 12 Eylül karanlığının üniversitelerimize serptiği ölü
toprağını dağıtmak; okullarımızı-ülkemizi-geleceğimizi AKP’ye teslim
etmeyeceğimizi haykırmak için bu sene de meydanlarda olacağız. Bu
çağrı hepimizin; gün karanlığa karşı yürüme günüdür! Emperyalizmin,
gericiliğin, faşizmin YÖK’ünü kazıyacağız!

UMUT İKİ YAŞINDA
GELECEĞİMİZİ İSTİYORUZ!

14 Ekim 2006’da 31 ilden onlarca yürek, gerçekleştirdiğimiz forumla yeni bir gençlik
siyasetinin ilk adımlarını attık. 14 Ekim’de Ankara sokaklarında yankılanan
ses, şimdi Türkiye’nin dört bir yanında yeni bir mücadele arayışının umuda
yolculuğunu müjdeliyor.
“Ne olduğunu anlamanın yolu tecrübe etmektir” şiarıyla başlattığımız serüven iki
yılı geride bıraktı. Yola çıkarken ortaya koyduğumuz tespitlerin, öngördüğümüz
çalışma biçiminin ve geçmiş deneyimlerin ışığında önemli bir mesafe katettik.
Bugüne dek yürüttüğümüz tartışmalarda gençliğin kendi yaşam alanlarına ve
sistem sorunlarına siyasi yapıların geleneksel önermeleri ile değil, kendi özgün
tarzları ve kendi öz örgütleri ile müdahale etmeleri gerektiğini vurgulamıştık.
Gençliğin kendi örgütlenme formlarında politikleşeceğinin altını tekrar çizerken;
mücadelenin örgütsel bir inşaya götürüleceği ara dönemi Geleceğimizi İstiyoruz
faaliyeti olarak tarif etmiştik.
Geçtiğimiz bu iki yıllık süreçte gençlik alanında yaşanan geri çekilme-içe kapanma
durumuna rağmen yakaladığımız kitlesellik faaliyetin geleceği açısından umut vericiydi.
Toplumsal gündemi yakalama ve ona uygun renkli bir yaratma konusunda
başarılı bir eylemlilik dönemi geçirdik. Bununla beraber bünyesindeki öznelere ifade
alanı açabilen, mevcut ilişkilerini alana taşıyabilen, demokratik işleyişin somut
pratiklerini mücadele sürecinin bütününe yayabilen bir gidişat tutturmuş olmamız,
yaşanan gelişmeyi tesadüfi olmaktan çıkaran önemli etmenlerdendir. Bu haliyle
samimiyetimizin ve kararlılığımızın ispatı olan bir evreyi geride bırakmış bulunuyoruz.
Gençlik muhalefeti bugün dönemsel bir krizin ötesinde yapısal bir kriz yaşıyor.
Bu krizin nedenleri asıl olarak sermayenin üniversiteler ve bir bütün olarak gençlik
üzerindeki etkinliği karşısında, gençlik hareketinin henüz bütünlüklü bir
yanıt verememiş olmasıdır. Türkiye’de gençlik bugün bir yandan her tür gericisağcı
düşüncenin ablukası altındayken diğer yandan da liberalizmin düşünme ve
yaşama biçimi olarak sunduğu “bireysel kurtuluş” fikrinin yarattığı yıkıcı etkiyle
koşullanmıştır.
Elbette bu sağ dalga karşısında, gençlik içerisinde çeşitli tepkiler de açığa
çıkmaktadır. Fakat yaşanan neoliberal, gerici, faşist saldırılara karşı direnme eğilimi
içinde bulunan gençlik kesimleri birbirinden kopuk ve örgütsüz durumdadırlar.
Bu durum mevcut tepkinin yaşam karşısında bir etkinlik gösterememesine neden
olmaktadır. Bugünün ihtiyacı, bu tepkiyi kucaklayabilecek bir gençlik hareketinin
aşağıdan yukarı inşa edilmesi; geniş gençlik kesimleriyle organik bağlar kurmaya
yetenekli siyaset mekanizmalarının üretilmesidir. Gençliğin bütün özgürlükçü,
demokratik, barış yanlısı güçlerinin birliği; ancak somut bir mücadele programı
çerçevesinde gençliğin merkezi, demokratik kitle örgütünün yaratılmasıyla mümkündür.
İşte Geleceğimizi İstiyoruz faaliyeti gençlik içerisinde yaşanan krize bu
doğrultuda bir müdahale yöneltebildiği oranda başarıya ulaşacaktır. Bugün var
olan durumu aşabilecek bir potansiyel ancak bu sayede açığa çıkacaktır. Kendi dar
grup ve örgütsel varlığının devamına odaklanan çalışmaların, ya da bugün yaşanan
tıkanıklığın mevcut gençlik örgütlerinin yan yana gelmesi ile aşılabileceğini savunan
anlayışların böyle bir muhalefeti ortaya çıkarma olanağı bulunmuyor. Bugün
gençliğin kendi elleriyle aşağıdan yukarıya öreceği tartışma, örgütlenme ve mücadele
süreci ile yaratacağı bir yapı ancak alanda yaşanan tıkanıklığı aşabilir.
Geleceğimizi İstiyoruz faaliyeti başladığı günden bu yana hem gençliğin gündelik
sorunlarına dair söz söyleyen hem de ülkesinde gelişen sürece müdahil olabilen bir
siyaset tarzı izlemeye çalışmıştır. Bir taraftan gelişen hak gasplarına(eşit, parasız,
bilimsel, anadilde eğitim; özerk, demokratik üniversite; ulaşım, barınma, sosyal
güvenlik gibi talepleri gözeten) diğer taraftan da ülke gündemini teşkil eden politik
sorunlara(emperyalizme, gericiliğe, neo-liberal soyguna, faşizme) dair sözünü
sloganı sakınmadan söyleyen bir hatta ilerlemeyi hedeflemiştir. Bu bağlamda; dünyadaki
savaşlara karşı çıkanların, üniversitelerde polis görmek istemeyenlerin, okumaya
geldiği yerde kafasına satır yemek istemeyenlerin, doğru düzgün bir eğitim almak
isteyenlerin, bütün parasını ev kirasına vermek istemeyenlerin veya sadece yaşadığı
hayattan rahatsız olanların kendini ifade edebileceği bir kürsü, bütün bu talepleri
kapsayan bir tarz oluşturma iddiasındadır. Bunu ancak kendisini sokakta örgütlemek
suretiyle gerçekleştirebileceğine inanmaktadır.
Böyle bir örgütlülüğün ilk adımı bugünden gençlerin kendi geleceklerini tartışmaya
ve kendi gelecekleri için mücadeleye katıldıkları bir zeminin örgütlenmesiyle
atılacaktır. Bu ülkenin Devrimci Gençleri karanlığa, gericiliğe, neoliberal politikalara,
faşizme karşı, GELECEĞİMİZİ İSTİYORUZ sloganını tüm gençlerin
polisloganı
haline getirdikleri takdirde gençliğin öz örgütünü yaratacaklardır.
Bunu başaracak güç ise bu ülkede bugüne kadar yaşanan devrimci gençlik mücadeleleri
deneyimlerinden gelmektedir. Geleceğine sahip çıkan bütün gençlik
kesimleriyle birlikte bu ülkenin sokaklarını eşitlik, özgürlük sloganlarıyla inletmek
için Devrimci Gençler sorumluluklarının farkındadır.
Gün mücadelenin ön saflarında geleceğe yürüme günüdür!
KARANLIĞI PARÇALA GELECEĞE SAHİP ÇIK!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Geleceğimizi İstiyoruz 6 Kasım Bülteni
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Nasıl En İyi CP Kasılır?
» RAdyoBOyKO Çatırtı Party 24 kasım c.tesi İzmir Sarnıçta
» 09 Kasım 2008 FB 4 - GS 1 Her zamanki gibi beklenen son :)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Merzifon Gençlik Muhalefeti :: Gençlik Muhalefeti-
Buraya geçin: